SES, 24-25 Ekim tarihlerinde 6. dönem 5. MTK'sını gerçekleştirdi. Bu MTK'da bireysel konuşmalarımızın dışında ayrıca SES-DSD olarak hazırlanan metin bir arkadaşımız tarafından kürsüden okundu. Sözkonusu metin haberin devamındadır.
Bir Tarihsel Eşikteyiz; YA EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK İÇİN SINIF MÜCADELESİNİ YÜKSELTECEK, YA DA ŞOVENİZME, SÖMÜRÜYE BOYUN EĞECEĞİZ! Dünya kapitalist krizle sarsılırken ülkemiz de aynı krizle adeta altüst oluyor. Egemenlerin en önemli gündemi krizin faturasını emekçilere ödetmek ve bu süreçten güçlenerek çıkmak. Toplumsal tabloyu gizleme çabalarına rağmen gerçekte krizle yatıp krizle kalkıyorlar. Bunun en iyi örneğini geçtiğimiz günlerde İstanbul'da yapılan IMF toplantılarında gördük, izledik. Krizin asıl sebebi olan IMF, Dünya Bankası gibi odaklar krizin çözümü olarak yine kendilerini işaret ettiler. Devrimci Gençler bu uluslararası insanlık suçlularına hem salonun içinde hem de salon dışında gereken cevabı verdiler. Egemen güçlerin gündemi Kriz; Peki ya biz emekçilerin, sosyalistlerin, devrimcilerin gündemleri? Bizim gündemlerimiz de aynı. Yalnızca çözüm yollarımız, önceliklerimiz ve hedeflerimiz farklı. Çünkü biz emekçileriz. Biz halkız. Krizi biz yaratmadığımız gibi her türden eşitsizliğin sorumlusu da bizler değiliz. Bu yüzden krize karşı faturayı krizi yaratanlara ödetmek ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için hayatın her alanında mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz. Ülkemizin bir başka başat gündemi de Kürt sorunu. Yıllardır Kürt halkına yalan söyleyenler artık bu politikalarını sürdüremeyeceğinin farkına varmış durumda. Sorunun çok boyutlu olması çözüm yollarını da boyutlandırıyor, görev ve sorumluluklarımızı artırıyor. Kısa vadeli demokratik, barışçıl çabalar çok önemli olmakla birlikte gerçek barışa giden yol Türk ve Kürt yoksullarının ekmek kavgasından geçecektir. Her türlü riskine rağmen Kürt sorununda gelinen aşamayı eşit, özgür, demokratik bir Türkiye’de gönüllü bir arada yaşam için çok önemli bir aşama olarak görüyoruz. Demokratik, barışçıl çözüm için bir şans olarak değerlendiriyor, siyasal zeminlerde her zamankinden daha çok görev ve sorumluluk alıyoruz. Kapitalizm Yoksullaştırıyor, Kapitalizm İşsizleştiriyor, Kapitalizm Kamusal Hizmetlerden Yoksunlaştırıyor… Türkiye krizden en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Bir yılda bir milyon insanımız daha işsiz kaldı. Her geçen gün sayıları artan işsizler yanında kayıt dışı çalışanların da sayısı artıyor. Tarım nüfusunun azalması, kentlere göçler ve ara sınıfların da çözülmesiyle işçi sınıfı nicel olarak büyüyor, ancak sınıf neo-liberal politikaların sonucu parçalanıyor. Esnek çalışma, esnek istihdam, ücret esnekliği ile sınıfsal dayanışma zeminleri geriletiliyor, sendikal örgütlenme olanakları azaltılıyor. Krizle birlikte dünyada kamusal yatırımlar, kamulaştırmalar tekrar cazibe merkezi olmaya adayken ülkemizde kamunun tahribatı, özelleştirme, piyasalaştırma doludizgin ilerliyor. Taşeron uygulamalar ve güvencesiz çalışma alabildiğine yayılıyor. Sendikal Hareket Krizde! Peki, bu duruma karşı sendikalar ne yapıyor? “Kapitalist krizin faturasını ödemeyeceğiz” diyenler bir türlü kendi sendikal krizlerinin içinden çıkamıyor. Tersine yeni kriz faktörleri yaratıyor. Temel işlevi sömürüyü sınırlandırmak olan sendikalar bu işlevlerinden çoktandır uzaklaşmış durumda. Mevcudu koruma içgüdüleri hiçbir işe yaramıyor. Artan çalışma süreleri ve esnekleştirme biçimleriyle birlikte sömürü kat be kat artıyor. Konfederasyonumuz KESK’ in diğer sendikalardan görece üstün ve avantajlı yanları her geçen gün köreliyor. Yönetim anlayışı değişiyor. Geleneği değişiyor. Demokratik karar alma mekanizmaları örselenerek, “sol” adına merkezi – bürokratik bir yapılanma oluşuyor. Krizle birlikte azalan küresel sermaye akışı sağlık sistemini sürdürülemez bir aşamaya getirdi. Sağlık harcamalarındaki artış karşılanamaz durumda. Çare, faturayı halka ödeten katılım paylarında, ilave ücretlerde aranıyor. Hastaneler çökeceği için sevk sistemi kurulamıyor, sevk sistemi kurulamadığı için -ödenemeyecek boyutlarda- sağlık harcamaları artıyor. Sosyal hizmetler yeniden yapılanıyor. Sendikamız SES kendi alanına yabancılaşma tehlikesiyle burun buruna. Uygulanan “dönüşüm programı” nın toplumsal etkileri belirginleşmesine, mağduriyetler artmasına, taleplerimiz, argümanlarımız ve hepsinden önemlisi verdiğimiz mücadelede haklılığımız kanıtlamasına rağmen bütünlüklü bir mücadele süreci yaratılamıyor. Ortak hedeflere yönelen güçlü ve kararlı bir mücadele ivmesi yakalanamıyor. Gerek SES gerekse KESK açısından yaşanan ataletin, güç kaybının çeşitli nedenleri var. Bu tablonun öngörülemeyen bir tablo değil, öncelikle siyasal tercihlerin ürünü olduğu unutulmamalıdır. Giderek sınıfsal zeminden, emek alanından, kamusal zeminden uzaklaşan, günlük siyasallıklara sıkışan bir KESK’ in gerçekte siyasal ihtiyaçlara da yanıt olamayacağı artık anlaşılmalıdır. Eksen kayması en kısa sürede giderilmelidir. Kişisel - Grupsal çıkarlar bir kenara bırakılarak tarihsel sorumluluğumuzun bilinci ile hareket edilmeli, KESK'teki eksen kaymasının sorumlularına gereken müdahaleler geç kalınmadan yapılmalıdır. Tarih Bizi Her Zamankinden Daha Çok Sınıflar Mücadelesine Çağırıyor! Sendikaların ve sınıf hareketinin krizi her şeyden çok ideolojiktir. Sistemin değişebileceğine dair inancın zayıflamasından kaynaklanmaktadır. Çözümü de her şeyden çok kapitalizmin krizini derinleştirecek bir mücadele anlayışında aranmalıdır. Sistem içinde değil, sisteme karşı mücadele içinde aranmalıdır. Sermaye tarafından işgal edilen, özelleşen kamu kurumlarını geri isteyen; kamusal alana yönelen piyasacı saldırıyı geri püskürtecek programatik süreçlerde aranmalıdır. Parçalanan emekçi yığınlarını ortak talep ve hedeflerde buluşturan, toplumu siyasallaştıran, siyaseti toplumsallaştıran birlikteliklerde aranmalıdır. Çözüm, güvencesizlerin güvencesi olabilecek bir sendikal odağı yaratmak, katı merkeziyetçi, bürokratik anlayışlara karşı sınıfın söz, yetki, karar sahibi olmasını sağlamaktır. Sınıfsal zeminden, kamusal haklardan yükselecek bir örgütlenme ve mücadele programı yaratmak için seferber olmaktır. Bizler DSD olarak, SES DSD olarak tarihsel köklerimizden kopmaksızın bugünü, sınıfın ihtiyaçlarını, kamusal alanın, sağlık alanının ihtiyaçlarını tanımlamaya, bu alandaki mücadeleyi devrimci bir anlayışla yeniden üretmeye çalışıyoruz. Kurucu özne olarak bu tarihsel görevlere dün olduğu gibi bugün de EVET VARIZ! Diyor, tüm dinamikleri de SINIFLAR MÜCADELESİNE çağırıyoruz. Söz, yetki kararın çalışanlarda olduğu bir sendikal anlayış, üretenin yöneten olduğu bir Türkiye ve dünya için MÜCADELEYE! Herkese sağlık güvenli gelecek için MÜCADELEYE! 24.10.2009 SES DSD TÜRKİYE MECLİSİ
|